Kendi Değerlerimize Ne Kadar Sahip Çıkıyoruz?
Ferhat Akbaş…
Adını belki de kısa bir süre öncesine kadar pek azımız biliyordu. Ancak çalışkanlığı, dürüstlüğü ve en önemlisi pozitif kişiliğiyle tam bir voleybol aşığı olduğunu herkese gösterdi. Peki elimizde böyle değerli antrenörler varken neden hâlâ yabancı isimlere yönelmeye devam ediyoruz? Açıkçası bu soruya hâlâ bir yanıt bulabilmiş değilim.
Son oynanan Milletler Ligi çeyrek finalinde Japonya karşısında sergilediğimiz oyun, teknik kadronun tercihlerini bir kez daha masaya yatırmamız gerektiğini gösterdi. Yanlış anlaşılmasın; Santarelli’nin kötü bir antrenör olduğunu iddia etmiyorum. Aksine, onunla da sayısız başarıya imza attık. İtalyan voleybol ekolünün ülkemize kattığı katkı da yadsınamaz. Ancak artık “Biz bir voleybol ülkesiyiz” diyorsak, kendi değerlerimizi bu kadar kolay bir kenara itmek ne kadar doğru?
Biraz geriye gidelim, Ferhat Akbaş kimdir?
2004 yılında istatistik antrenörü olarak başladığı kariyerinde önce Galatasaray ve Türk Telekom Ankara’da görev yaptı. 2011 yılında Çin’in Guangdong Evergrande takımında yardımcı antrenör olarak yurtdışı tecrübesine adım attı. Ardından VakıfBank’ta görev aldı; hem ulusal hem de uluslararası arenada önemli başarılara katkı sundu. Hırvatistan ve Romanya gibi ülkelerde çalışarak kendini geliştirdi, kariyerini zirveye taşıdı.
Ve sonra ne oldu? Ferhat Akbaş’a sadece bir yıl A Milli Kadın Voleybol Takımı’nda görev verildi, ardından genç yaşına rağmen sözleşmesi iptal edildi.
Bugün baktığımızda bu ülkede Ferhat Akbaş gibi pırıl pırıl onlarca genç antrenörümüz var. Bu isimlere sahip çıkmak, onları desteklemek, yollarını açmak hepimizin görevi olmalı. Voleybol ülkesiyiz diyoruz ya; işte o ülkenin temelinde kendi değerlerine sahip çıkan bir anlayış olmalı.
Dışarıdan getirdiğimiz her başarı, içerdeki potansiyelin üzerini örtmemeli. Aksine kendi değerlerimizi dünyaya taşımak için bir araç olmalı. Çünkü bu ülke, Ferhat Akbaş gibi daha nice genç antrenörün umutla beklediği bir ülke.








